17 Mart 2026 Salı

ORUÇ TUT, SIHHAT BUL


Yıllardır camilerimizi süsleyen o meşhur mahyayı; "Oruç tut, sıhhat bul" sözünü hatırlamayanımız yoktur. Ancak 2016 yılında bilim dünyası, bu sözün işaret ettiği o muazzam gerçeği tüm dünyaya ilan etti. Japon bilim insanı Yoshinori Ohsumi, aç kalan insan hücrelerinin gerekli enerjiyi elde edebilmek için hücre içi temizliğe giriştiğini kanıtladı ve buna "Otofaji" adını verdi. Bu keşfi ile Nobel Ödülü’nün de sahibi oldu.

Vücudumuza yaklaşık 12-16 saat boyunca dışarıdan besin girmediğinde, hücrelerimiz hayatta kalmak için bir enerji kaynağı aramaya başlar. İşte o an, hücre kendi içindeki eskimiş proteinleri ve diğer kalıntılarını "çöp" olarak belirler. Bu çöpler parçalanarak taze enerjiye dönüştürülür. Bilimin bugün "aralıklı açlık" diyerek dünyaya tanıttığı bu sistem, aslında bizim yüzyıllardır uyguladığımız kadim şifanın, yani "Oruç"un ta kendisidir.

Bunun yanında Dünya Sağlık Örgütü verileri, düzenli oruç kültürü olan coğrafyalarda kanser vakalarının diğer bölgelere göre belirgin şekilde daha az olduğunu gösteriyor. Bunun da otofaji ile ilintili olduğu düşünülüyor. Kanser hücreleri sürekli şekerle beslenmek isteyen "obur" yapılardır; biz vücudumuza gıda sağlamayarak bu saldırgan hücrelerin besin kaynağını kesmiş oluyoruz. Bununla da kalmayarak otofaji sistemi, bozuk kanser hücrelerini daha yolun başındayken imha ederek vücudumuza büyük bir koruma kalkanı kuruyor.

İşin daha da ilginç yanı, bu gerçeklerin yüzyıllar önce önümüze konulmuş olmasıdır. Peygamber Efendimiz’in (sav), "Hastalarınızı yiyip içmeye zorlamayın; çünkü Allah onları yedirir ve içirir" hadis-i şerifi, tam da bu biyolojik gerçeğe işaret ediyor. Vücut hastayken enerjisini sindirime değil, mikroplarla savaşmaya ayırmak ister. Eğer hastayı yemeye zorlamazsanız, vücut enerjisini zararlı hücrelerin otofaji yoluyla imhasında ve yıkılan hücrelerin onarılmasında kullanıyor; böylece iyileşme daha çabuk gerçekleşiyor.

Sonuç olarak; oruç ile Allah (c.c) bizden bizi öldürecek bir açlık değil; hücrelerimize "haydi şimdi temizlik vakti" diyen bir mola istiyor. Peki insanoğlu hem ahiret kazancına hem biyolojik sağlığına bu kadar hizmet eden, onu hücrelerine kadar tazeleyen bu reçeteye neden bu kadar direnç gösteriyor?

Tekrar edelim o zaman: Oruç tut, sıhhat bul!..

9 Mart 2026 Pazartesi

KÖTÜLÜĞÜN DOĞASINDA YIKIM VARDIR



Kötü olmak kolaydır. Bir kibrit çakarsın bir binayı yakarsın.
Kudret ve büyüklük (yani kalite) inşa ederken; yani iyi şeyler yaparken ortaya çıkar.
****************************
11 – Fakat o sarp yokuşu aşmaya çalışmadı. Böyle yaparak verilen nimetlerin şükrünü eda etmedi.
12 – Sarp yokuş, bilir misin nedir?
13 – Sarp yokuş: bir köleyi, bir esiri hürriyetine kavuşturmaktır.
14 – Kıtlık zamanında yemek yedirmektir.
15 – Yakınlığı olan bir yetimi,
16 – Ya da yeri yatak, (göğü yorgan yapan, barınacak hiçbir yeri olmayan) fakiri doyurmaktır.
17 – Hem sarp yokuş: Gönülden iman edip, birbirlerine sabır ve şefkat dersi vermek, sabır ve şefkat örneği olmaktır.
18 – İşte hesap defterleri sağ ellerine verilecek olanlar bunlardır.
19 – Ayetlerimizi inkâr edenlerin hesap defterleri ise, sol ellerine verilecektir.
20 – Onların cezası da, kapıları, üzerlerine sımsıkı kapatılmış ateş deposuna konulmak olacaktır. (BELED SURESİ)

28 Şubat 2026 Cumartesi

ZAMAN İHTİYARLADIKÇA KURAN GENÇLEŞİR

 

Bilim, Kuran-ı Kerim'in bir ayetini daha tefsir etmiş.

"... mahiyetinde büyük bir kuvvet ve insanlara bir çok fayda bulunan demiri de büyük bir nimet olarak indirdik."  (Hadid Suresi - 25. ayet)

Daily Mail’in haberine göre, bilim insanları  Antarktika’da dünyaya ait olmayan Demir-60’ adı verilen izotoptan büyük miktarda buldu.

Bu izotop, ancak dev yıldız ömrünün sonunda patladığında uzaya salınır. Dünyaya bu yolla geldiği kabul ediliyor.


17 Şubat 2026 Salı

MODERN ZAMANLARIN "RUHSUZ KÜTÜKLERİ"


"Kuran-ı Kerim 1400 yıl önce inmiştir, çağımıza hitap etmez" diyenlerin alnını karışlarım! 

Günümüzün makyavelist, koltuk sevdalısı ve paranoyak ruhlu politikacılarının bundan daha kusursuz bir tasviri olabilir mi?

"Onları gördüğünde kalıpları, kıyafetleri hoşuna gider, onları beğenirsin. Konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. Gerçekte ise onlar, âdeta duvara dayatılan ruhsuz kütüklere benzerler. İçleri boş, ödlek olduklarından çıkan her sesten pirelenir, her yeni haberi kendi aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın!"

(Münafikun Suresi, 4. Ayet)

Ramazan ayını vesile yaparak Kuran-ı Kerim'in mealini bir kez okusak eminim bizlere ve hayata hitap eden pek çok şeyi ilk kez keşfedeceğiz. 

Prof. Suat Yıldırım'ın açıklamalı meali benim favorim. Ya  arabamda dinleyerek yada okuyarak yılda bir kez tamamlarım. Ve her dinlememde 'bunu daha önce nasıl fark etmemişim' diye hayrette kaldığım doluyla konu olur.

30 Kasım 2014 Pazar

KUR'AN BİR YOL GÖSTERİCİDİR

Canım o kadar sıkılmıştı ki...
Halbuki "usulüne göre iş yapmak" 9. sınıftan beri onlara ısrarla vurguladığım meselelerden birisiydi. Velilerimden birisinin okul hakkında, dolayısıyla benim hakkımda olan haklı yakınmaları da olayın üzerine tuz-biber ekmişti. Ne anne-babalarına ne de okula haber vermeden böyle bir eylem içerisine girmeleri nasıl bir aymazlıktı!
Sabah nöbet yerime indiğimde beyefendiler müdür yardımcısının odasındaydılar. Yanları yaklaşıp müdür yardımcısıyla muhaverelerinde bazı tevil sayılabilecek cevaplarla kendilerini kurtarmaya çalıştıklarını anlayınca daha da öfkelendim. Oysa "beni sadakatim kurtardı" diyen Sahabe-i Güzin Efendilerimizin olayını onlara kaç kez anlatmıştım?!.. Akşam aynı olayın benzeri başka bir öğrenci vesilesiyle bir kez daha tekerrür edince, artık gerisini siz düşünün.
Okuldan ayrıldığımda beynim uğuldayıp duruyordu. Bu olup bitenler hafızamda dönüp dururken, "neden böyle oluyor" sorusu beynimin kılcallarında sürekli yankılanıyordu.
Hakikaten neden böyle oluyordu? Bu musahabe devam ettikçe soru mahiyet değiştirmeye başladı.
"Neyi yanlış yapıyorum? Ya da neyi eksik yapıyorum?"
Orada da kalamadım.. Düşündükçe daha farklı sorular sormaya devam ediyordum.. Sonunda şu soruya kadar geldim: "Acaba çok fazla mı duyarlı davranıyordum?"
Kendimden şüphelenmeye başlamıştım. Hemen aklıma tefeül yapmak geldi. Neden yine Kur'an-ı Kerim'den cevap istemiyordum?
Kuran sayfalarını parmaklarım arasında çevirmeye başladım. En nihayetinde Kur'an-ı Kerim'i açtım. Açtığım sayfada daha önce üzerini hangi amaçla çizdiğimi hatırlayamadığım bir ayet anında gözüme ilişti. Mealen şöyle yazıyordu:

Siz haddi aşan bir topluluksunuz diye bu hakikatli mesajla sizi uyarmaktan vaz mı geçeceğiz? Bu mümkün değil! (ZUHRUF SURESİ/5)

En fazla sıkıştığım anlarda bile bana Kutsal kitabıyla yol gösteren Rabbim'e bir kere daha sayısız şükrettim!.. 

31 Mayıs 2014 Cumartesi

KİM O, DAHA HAYIRLI İNSANLAR?

Ders yeni bitmişti. Sürecin yüksek hararetinden olsa gerek, derhal haber sitelerini açtım. Alışmıştık artık!.. Her konuşmada, her kameralara hitapta sataşmalar hatta hakaretler sıradan hale gelmişti.
"Bakalım bu gün neler demiş", dedim içimden. Ama ekranda yazanları görünce donup kaldım. Boğazıma bir şey düğümlendi. Yüreğim acıdı. Kelimeler yenilir yutulur gibi değildi. "Sahte veli", "yalancı peygamber" "içi boş alim müsveddesi"
Daha fazla dayanamadım. Kapattım bilgisayarı.. Kafam uğulduyordu sanki.. Otomobile bindim. Bu kadar saldırıya karşı Muhterem Hocaefendi'nin bir koruyanı, bir kollayanı olmaması çok rikkatime dokundu. Çok hüzünlendim.. O talihsiz kelimeler kafamın içinde dönüp duruyordu. O kadar sarsılmışım ki, hangi yoldan kaç dakikada eve geldiğimi fark edemeden kendimi evin önünde buldum.

İçeri girdiğimde her zaman yaptığım gibi, derhal Kur'an--ı Kerim'i elime aldım. "Allah'ım medet" dedim.."Bir ışık, bir işaret Rabbim" Ve bir süre Kur'an-ı Kerim sayfalarını çevirdikten sonra tevafuk eden ayetin mealine baktım. Aynen şöyle yazıyordu.

Hayır, Allah'ın nizamı onların sandığı gibi değildir! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, Biz onların yerine kendilerinden daha hayırlı insanlar getirmeye kadiriz. Bizim elimizden kurtulan, gücümüzün yetmediği hiçbir şey yoktur. Artık sen onları kendi hallerine bırak da, kendilerine vâd edilen gün gelinceye kadar bâtıla dalsın, oynasınlar. (Mearic Suresi 40,41,42)

Hakikaten merak içerisindeyim. Bakalım onların yerine gelecek "daha hayırlı insanlar" kimler olacak?

8 Ocak 2012 Pazar

GÖRMÜYOR MUSUN?

Üstat Bediüzzaman Said Nursi hazretleri insana Allah'tan haber veren üç şeyden bahseder. Bunlardan iki tanesi farklı dillerde yazılmış kitaplar olan; tabiat dediğimiz kainat kitabı ile kainat kitabının tercümesi olan Kuran-ı Kerimdir. Ardından Üstat hazretleri bir üçüncü unsuru daha ilave eder: Vicdan! Eğer vicdan nefis ve heveslerle ablukaya alınmadıysa insana her zaman Allah'tan haber verecektir.

Allah'ı ve dini inkar edenler ilk ikisini kolaylıkla gözardı edebilirler. Ama bu büyük cinayetlerini devam ettirebilmek için vicdanlarından gelen çığlığı da susturmak zorundadırlar. Dolayısıyla dini konular ve bu dini konuları yaşayanlarla alay ederek vicdanlarına bu gerçeklerin değersiz olduğu telkininde bulunacak ve bu şekilde bir nebze olsun huzur bulmayı deneyeceklerdir.

-------------------------------------------------------------
O kâfirler ki onlar dinlerini oyun ve eğlence konusu haline getirmişlerdi; dünya hayatı kendilerini aldatmıştı.
İşte onlar, kendilerinin en önemli günü olan bu günkü karşılaşmayı unuttular ve âyetlerimizi bilerek inkâr ettikleri gibi, Biz de bugün onları unutup kendi hallerine terk edeceğiz. (ARAF: 51)