
Necm Suresi’nin 5-9 ayetleri arasında, Cebrail’in (a.s) Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) yaklaşmasının anlatıldığı o muazzam sahne için Allah (c.c) Kuran-ı Kerimde şöyle buyuruyor:
"5 – Onu kendisine pek güçlü ve kuvvetli, o üstün akıl ve kemal sahibi olan melek Cebrail öğretti.
6-7 – Melek kendi aslî suretine girip doğruldu. İşte o zaman kendisi en yüce ufukta idi.
8-9 – Sonra yaklaştı ve iyice sarktı. Öyle ki araları yayın iki ucu arası kadar veya daha az kaldı. "
Ayette geçen "yayın iki ucu arası" sıradan bir uzunluk birimi değil; bu bir geometri tarifidir.
Klasik fiziğe göre iki nokta arasındaki en kısa yol bir doğrudur. Ama Genel Görelilik dünyasına girdiğinizde iş değişir. Düz bir çarşafın üzerine ağır bir kütle koyduğunuzda, o düzlem aşağı doğru sarkar. Muazzam bir enerji yada muazzam bir kütle uzay-zamanı büker. İki noktayı birleştiren doğru eğilmeye başlar.
Yayın uçları normalde birbirinden uzaktır. Ama ipi gerdiğinizde uçlar birbirine yaklaşır. Bu benzetme Genel Görelelik ilkesine göre mekânın bükülüp, mesafenin kaybolup adeta bir solucan deliği (wormhole) gibi iki farklı evreni tek bir noktada buluşturması olamaz mı?
Cebrail (a.s), o yüksek enerji boyutuyla bizim 4 boyutlu dünyamıza "sarkarken", aslında mekânı öyle bir büküyor ki, onun bulunduğu "en yüce ufuk" çok ama çok yaklaşıyor. Madde ve mana arasında artık bir boşluk kalmıyor.
Ayetin en sonuna "....yahut daha yakın..." eklenmiş olması şüphesiz bir rastlantı değil. Bu, matematiğin bittiği, limitlerin sonsuza gittiği o noktadır: Mesafe sıfıra indiğinde artık "yakınlıktan" değil, bir "oluştan" bahsederiz. Artık melek ile beşerin, madde ile mananın tek bir koordinatta buluştuğu, zamanın ve mekânın ortadan kalktığı o Tekillik (Singularity) anı..
Kısaca bu ayetler bize şunu anlatıyor olabilir: En uzak sandığın ufuk, doğru bir bükülme ile bir "yay ucu" kadar yakınında olabilir. Yeter ki o manevi bükülmeye, o ilahi cezbe ile şekillenmeye açık bir kalbin olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder