Ders yeni bitmişti. Sürecin yüksek hararetinden olsa gerek, derhal haber sitelerini açtım. Alışmıştık artık!.. Her konuşmada, her kameralara hitapta sataşmalar hatta hakaretler sıradan hale gelmişti.
"Bakalım bu gün neler demiş", dedim içimden. Ama ekranda yazanları görünce donup kaldım. Boğazıma bir şey düğümlendi. Yüreğim acıdı. Kelimeler yenilir yutulur gibi değildi. "Sahte veli", "yalancı peygamber" "içi boş alim müsveddesi"
Daha fazla dayanamadım. Kapattım bilgisayarı.. Kafam uğulduyordu sanki.. Otomobile bindim. Bu kadar saldırıya karşı Muhterem Hocaefendi'nin bir koruyanı, bir kollayanı olmaması çok rikkatime dokundu. Çok hüzünlendim.. O talihsiz kelimeler kafamın içinde dönüp duruyordu. O kadar sarsılmışım ki, hangi yoldan kaç dakikada eve geldiğimi fark edemeden kendimi evin önünde buldum.
İçeri girdiğimde her zaman yaptığım gibi, derhal Kur'an--ı Kerim'i elime aldım. "Allah'ım medet" dedim.."Bir ışık, bir işaret Rabbim" Ve bir süre Kur'an-ı Kerim sayfalarını çevirdikten sonra tevafuk eden ayetin mealine baktım. Aynen şöyle yazıyordu.
Hayır, Allah'ın nizamı onların sandığı gibi değildir! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, Biz onların yerine kendilerinden daha hayırlı insanlar getirmeye kadiriz. Bizim elimizden kurtulan, gücümüzün yetmediği hiçbir şey yoktur. Artık sen onları kendi hallerine bırak da, kendilerine vâd edilen gün gelinceye kadar bâtıla dalsın, oynasınlar. (Mearic Suresi 40,41,42)
Hakikaten merak içerisindeyim. Bakalım onların yerine gelecek "daha hayırlı insanlar" kimler olacak?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder